dışarıda hiçbir işim olmamasına rağmen, çıktım. işe giden mahmur insanların arasında yürüdüm, o garip telaşı soludum. ve iklimdendir herhalde, ya da bilmiyorum şaraptan, aralarında nusret mayın gemisi gibi yürüdüğüm bu insanlara lüzümundan fazla minnet duydum, sevgi besledim, saygıda kusur etmedim. her biri için ayrı hislendim. ve anladım ki bu, aynı beden ve ruh dili taşıyan insanların saklı kardeşliği, ülke, halk, millet, neyse işte, o tür bir bağlılıktı. bir anlık temastan sonra gözlerimizi kaçırdığımız kadınlar, ateş istediğim arkadaşın naif samimiyeti, hazır dışardayken bir iddaa bülteni almak için girdiğim küçük esnafın güven veren dostça hoşgeldini. bu insanlar için, tek tek, ayrı ayrı ölebilirim. aralarından akıp giderken, her yüzün hikayesini az çok tasarlayabiliyorum kafamda, aynı evde doğup büyüdüğüm kardeşlerim gibi hepsi, aynı ruh dili, farklı bedenlerde. ve bu ruhun işte, acayip milliyetçisiyim. bu hissiyatın üstüne, bir ilkokulun önüne gidip korkma sönmez dinlemek, andımızı okuyan kızın o tatlı sesine eşlik etmek, gönderdeki türk bayrağına bakıp 'hey maşallah' demekte vardı ama, pazartesileri oluyor galiba o.
bir de neden değiştirdiler ki o kara önlükleri, beyaz yakalı, ölümüne güzeldi. gereksiz bir zihniyetin, bir zihni sinir procesi, mavi yaptınız başımız göğe erdi milletçek. ayar olup eve döndüm. şimdi tuvalete gidip iddaa çalışacağım , ki nefis bir duygu.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder