13 Ocak 2010 Çarşamba

bunu neden yapıyorum, ben de bilmiyorum.

aslında hayatımızda hiçbirşey olmuyor, sıkıcı bir atalet içinde birtakım sosyal yörüngelerde seyredip duruyoruz. artık konuşmaktan da bıktım, birisine birşey anlatmaktan ve dahi dinlemekten acayip sıkıldım. bir peygamber inse gökten, misal mesih, zeytinburnu merkez, kafasına göre herkes, dese...vıdı vıdı konuşmasak., mühim cümleler kurmak zorunda kalmasak.
yine de sıradan olan da bile birşey var, eğlenceli. dün, istiklal caddesindeydik. tünele giderken hani, tam karşısında değil de, gelmeden, çaprazında güzel bir mekan var, bira biraz pahalı ama, huzurlu bir yer. antika dükkanları falan, kediler, kafanı kaldırdığında iki bina arasında gözgöze geldiğin simpson bulutlu mavi bir gökyüzü.
sonra, kitaplara bakalım dedik, ki ben taraftar değilim, buna. bilmiyorum, şevkimi kaybettim galiba, 20 küsurlu rakamlarda pahalı bana, netten indirip indirip okuyorum, ya da evdeki eskileri. çok nadir aşerdiğim bir kitap olursa, iddaadan falan ilk parayı bulduğumda gömüyorum kitaba. girdik, bu mekan da güzel, alacağımızdan değil, dolanıyoruz. bir kitabın fiyatı ilgimi çekti, 6 lera. mevzu da fena değil, bukowskinin satır aralarındaki solculuğu. iyi ki almışım. çünkü o kitap beni, Paul Lafargue'ın Tembellik Hakkı kitabına götürdü. aslında ezelden beri gördüğüm fakat nedense hiç el sürmediğim bir kitaptı. sadece alıntılara bakarak bile söyleyebilirim; adam benim bizatihi yaşadığım şeyi, sistematize etmiş, ona bir ruh, bir ekşın biçmiş. bakacam birazdan nette var mı.
cv sine isim soyadı ve tartışılır bir adresten başka yazacak birşeyi olmayan adama göz ucuyla bok gibi bakmalar olmuyor değil. dostların seni, renkli fakat kaybetmiş biri olarak görüyor, satır aralarında.

-tembellik hakkı diye bir kitap var okudun mu? Paul Lafargue. efenim?
-..?
biz bişi biliyoruz da çalışmıyoruz, amk, ne sandın?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder