hayatta olmak istemediğim şeylerden biridir; kedisever olmak. tamam, severim kedileri. zaten ülkede kedi köpek at ve eşekten başka pek bir tercih şansımız yok. dördünü de severim, evde eşek besleme şansım şu koşullarda mümkün değil, kediyle idare ediyoruz.
fakat, işi, zoofili boyutuna getirenler var... hastalıklı bir bağlanma var. kedi/hayvan sevgisi adı altında, bir klan, kast, neredeyse seçilmişlerden oluşmuş bir tarikat oluşturma duygusu var. bu , işte olmak istemediğim birşey, sade kedileri seviyorum, hürmette kusur etmiyorum, bu.
evdeki holigana bir manita bulalım dedik, hem de hatuna doğum günü hediyesi olur babında. ucuza da geliyor, bedava. netten bir araştırma yaptım, yine karşıma o klan çıktı, bilmiyorum, kimsenin de kalbini kırmak istemiyorum ama o hastalıklı duruşla karşılaştım, hastalandım ben de. dedim, sokaktan bulayım bir tane, onlar bulmadan. olmadı.
o, bulmuş. karşıda, kozyatağında bir kedi. bildiğim, hatta sevdiğim yerler de değil. üstelik eve gidecez, münasip bir dille kediyi isteyeceğiz, incelemeye tabii tutulacağız. sitelerde, vergi levhası istendiğini okudum, yüzyüze görüşüleceğini, maddi durumun belgeleneceğini, gözleri tutmazsa, evlere gelip bizzat ailenin evinin teftişe tabii tutulacağını...neden? çünkü onlar bizim çocuklarımız...çok seviyoruz. ama karşındaki de insan birader, kediye tanrı muamelesi yapıp insanı öküz yerine koymanın da can yakan bir tarafı var.
evi bulduk. umduğumun aksine, insanötesi bir hanım karşıladı bizi. ne bileyim, gözlerim doluydu eve girerken, tek bir telefonla bizi evine davet etme temizliğini gösterebilen bir kadın. tek bir insan sözüne itimat edip, istanbul gibi bir yerde, tanımadığı iki yabancıya kapısını açıp ikramda bulunacak kadar 'iyilikten' yana koyulan o tavır. herşey olabilirdik oysa. bir insan sözüne bu kadar güvenmek. sırf böyle bir kadını tanımış olmak bile yeterdi bana. sebebi ziyaretimi bile unuttum, skimde değildi artık.
norveç orman kedisi. breh breh breh. müstakbel kedimizin cinsi. siyah beyaz, 5 aylık bir dişi. verdiğimiz onca zahmetin üstüne kediyi de alıp çıktık evden. geceyarısı kozyatağında, elimizde akbille gürpınara dönmenin yollarını arıyoruz. yanımda bir rus, elimde kedi çantası, içinde norveç orman kedisi.
bizim holigan bildiğin tekir, sokaktan. ilk gece hırlaştılar, uyutmadılar sabaha kadar bizi. bundan sonra anlatacaklarım; sırlar dünyası.
sabah kalktık, norveç orman kedisi yok. odanın penceresi açık. başka hiçbir yerde olmasına imkan yok. ayça hanım tembihlemişti, sakın balkonda, pencere kenarında yalnız bırakmayın, düşer diye.
norveç ormanlarından kozyatağına, oradan gürpınara, pencereden aşağı.
ağlamaya başladı. dedim, bulacaz. aşağı indim hemen, depoya falan baktım, holiganda düşmüştü, depoda bulmuştuk. bir kedi buldum ama bizimki değil. tek gözü kavgada gitmiş...yara izleri henüz taze bir kedi.
civar mekanlara baktık, arabaların altına falan, yok. ağlayarak gitti işe. bende sakin pozisyonlarda, herşeyi mukadderata bırakmış bilge kişi havalarında. eve çıktım, daha sabahın körü, dolaptaki biralara saldırdım, hissediyorum acayip bozuldum, camını çerçevesini indirebilirim kalbimin.
yarım saatte bir arıyor, buldun mu? telefonda ağlıyor. diyorum, bulacaz, rahat ol.
balkona çıktım, orada Allah ı buldum. uzun zamandır O na bu kadar yaklaştığımı hatırlamıyorum. dedim, sen ne yaparsan en güzelidir, o kediyi bize geri ver, ya da verme, hepsi senden, hepsi güzel.
insanların çocukları ölüyor, kedi nedir.
yine aradı, dedim, üzülme, Allah' ın bir planı var. oluruna bırakacaz. biraz sakinleşti. tamam dedi, uysal.
depoya indim tekrar. kör kedi miyavladı yine. dedim, şuna bakayım iyice. baktım, eski koltuk yığınların üzerinden düşecektim; yeni doğurmuş, beyaz, iğrenç ceninleri memelerine yapışmış, bu kör, tek gözüyle bana bakıp miyavlıyor acıklı bir makamla.
ulan, dedim, bu nedir. hemen eve çıktım, iki gün yetecek erzak ve suyla döndüm depoya. ben iki gün diye düşünmüştüm ama, bir oturuşta bitirdi bu, kuru mamayı. afiyet şeker olsun dedim içimden. suyu içerken çıkardığı sesleri mutlulukla dinledim.
dedim, işte Allah ın bir planı var.
dolapta bira kalmamış, cebimde para yok. rus bir yanda, norveçli bir yanda, depodaki kör anne bir yanda. tıvılayt zon'u istanbul da bir semt mi sandın. içindesin bizzat.
akşam anlattım buna. üzüldü, sevindi. dedim, biraz uyuyalım, dengem bozuldu, aynı pencereden atlayabilirim gönül rahatlığıyla. uyuduk.
bir çığlıkla uyandım. orda, diye bağırıyor bu, orda kedi. daltaşak balkona çıkıp,işaret ettiği yere bakıyorum. hakketen bi kedi var orda, bizimkine benzeyen. ben kedi çantasını kapıp koptum evden, o da arkamdan. site kalabalık, hava güzel. insanlar balkonda, dışarıda. zaten pek tekin bir çift değiliz, kıllanıyorlar hafiften. şimdi de bu çift, biri don gömlek elinde kedi çantası... bir kedidin peşinden koşuyorlar.
başka bir kediymiş , norveçli değil. yemeği yedikten sonra bi hava alayım dedi herhalde. biz yine göçmüş durumda, apartmana 'seğirttik'. son bir kez depoyu kontrol edelim dedim. depodayken bizimki birşey işaret ediyor dışarıyı göstererek. dedim, yeter. öleceğim. çığlık çığlığa dışarı koştu bu. ben de peşinden.
sitenin otomatik kapısına bir kedinin başı sıkışmış, ölecek hayvan. ben ayağımı demirlere dayayıp bollaştırmaya çalışırken o, yarım yamalak türkçesiyle balkonlara bağırıyor kapıyı açın diye. dedim, Allah ım yeter, nedir bu. ama kurtardık kediyi. fırladı gitti arkasına bakmadan.
eve çıktık. dedim, Allah ın planı buymuş. bizim kedi gitti ama iki kedinin hayatını kurtardık. uyumaya hazırlanıyoruz. içeriden, yatak yorgan getiriyor. 'ferhat' diye bir çığlık duydum. baktım odanın kapısında istavroz çıkartıyor bu. yorganlar falan yerde. içeri baktım korkuyla, norveç kedisi masanın üzerinde yayılmış, mır mır bize bakıyor. ellerimi açıp dua ettim. o istavroz çıkartırken, ben bir elimle de şaka yollu onu engellemeye çalışıyorum, günah diye.
elimizde ne kaldı diye bakıyorum. kaybolan eşeği bulmanın mutluluğu, bu süreçte kurtarılan iki kedi hayatı, tazelenen bir iman.
kısa günün karı, şükürler olsun.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder